Haber Detayı
12 Eylül 2019 - Perşembe 12:48
 
Ayşe BEYTAŞ, Cemil KIRBAYIR Ülke için Bir Kayıptır
DSP Genel Başkan Adayı Ayşe Hazan BEYTAŞ , 12 Eylül ve Cemil KIRBAYIR'ı hiç unutmayacağız
- Haberi
Ayşe BEYTAŞ, Cemil KIRBAYIR Ülke için Bir Kayıptır

  DSP Genel Başkan Adayı Ayşe Hazan BEYTAŞ , 12 Eylül ve Cemil KIRBAYIR'ı hiç unutmayacağız

            DSP Genel Başkan Adayı Ayşe Hazan BEYTAŞ; 12 Eylül 1980 yılında gerçekleşen askeri darbesinde  gözaltına alınan ve işkencede katledilen Cemil KIBAYIR'ın anası Berfo ana. yıllarca Cemili bekledi ve göremeyip  gözü açık gitti dedi. dedi

             12 Eylül 1980 Yılında köylüsünün acısın dile getiren DSP Genel Başkan Adayı Ayşe Hazan BEYTAŞ; Yüzbeş yaşındaki Berfo Ana'nın ölümü hapishanelerde yok edilen tüm aydınların katledilişinin acısını yeniden içimize saldı. 12 Eylül Türkiye'yi aydınlığa taşıyacak, halka önderlik edecek tüm aydınları çarklarının arasına alarak yok etmişti. Kalanların ise sesini kısmak için tüm yolları kullanmıştı. diyerek konuşmaların şöyle sürdürdü,
12 EYLÜL ve GÖLE

            12 Eylül 1980 yılında gerçekleşen askeri darbe ile Anayasa ve TBMM lağvedilmiş, siyasi parti liderleri göz altına alınarak yargılanmış, tüm partiler kapatılmış, 3 yıl boyunca ülkedeki tüm kararlar bir oligarşik sınıfı andıran Mili Güvenlik Konseyi üyelerince alınmıştır.

            517 kişi hakkında idam cezası verildiği, 171 kişinin işkence ile öldürüldüğü, katledilen ve öldürülen bu gençlerin cesetlerinin bile ailelerine verilmeyecek kadar sakıncalı bulunarak kaybedildiği bu faşit darbe ile onbinlece             kişi de siyasi sakıncalı görülerek işinden atılmıştır.

Darbe ile Kültür ve Sanat da suçlu bulunarak yargılanmış, milyonlarca kitap ve dergi sakıncalı görülerek imha edilmiş, gazeteler uzun süre yayınlanmamış, bine yakın flim yasaklanmış, binlerce kişi yurttaşlıktan çıkarılmış, bir çok sanatçı ve düşünce insanı ülkelerinden uzak düşmüş ve yıllarca memleket özlemi çekmiştir.

            Ülkeyi uzun yıllar olumsuz etki altında bırakan darbe gerçekleştiğinde ben 12 yaşında bir çocuktum, olup biteni anlamaya çalışıyordum. O dönemlere ilişkin yıllar sonra "Berfo Ananın Ardından" başlığı ile yazdığım yazıyı tarihe ibret düşmek adına bir kez daha paylaşıyorum.

BERFO ANA'NIN ARDINDAN

            Berfo Ana komşumuzdu, Dün Ardahan'ın Göle ilçesine bağlı Okçu köyünde toprağa verildi. Annem kendi halinde bir Anadolu kadını olarak kendisi gibi başka bir Anadolu kadınının haberlere konu olacağını düşünemezdi. Bu sefer haberlerde adı geçen Berfo abla idi. Güzel Berfo, şimdi bu dünyadan göçmüştü. Annem çok üzüldü. Belli ki Berfo ile birlikte içinden bir şeyler kopup gitmişti.
            Ben de çok üzüldüm ama benim üzüntüm çocukluğumun yiğit Cemil ağabeyi içindi. Onu en son, lakabı "komünist" olan Mustafa ağabeyim ve bir kaç arkadaşıyla birlikte toplantı yapmak için evimize geldiğinde görmüştüm. Üzerinde hardal renkli kadife bir pantolon ve kemik renkli bir kazak vardı. Kararlı idealist tarzı ile yanındakilere umut aşılıyordu… Aklımda hep o son görüntüsüyle kalmıştır.
            12 yaşındaydım bir gece yarısı kapımız çalınmıştı ben uykudan uyanmıştım, fakat uyuyor gibi yaparak yatağa sindikçe sinmiştim. Çünkü eve bir sürü asker ve jandarma doluşmuştu. O kadar korkmuştum ki ara sıra gözlerimi hafifçe aralıyarak ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. Evimizin her yerini didik didik arıyorlar; bir suç aleti bulmaya çalışıyorlardı. Bir şey bulamamışlardı.
            Bir ara Başçavuş benim yatağımın başına gelerek "kaldırın çocuğu yatağın altını da arayacağız" diye emretti. Yanındaki Jandarma "Efendim çocuk uyuyor" dedi. Başçavuş "baksana gözleri açık uyumuyor rol yapıyor …" dedi. O kadar da dikkatli olmama rağmen kendimi ele vermiştim. Yine de kımıldamadım ta ki jandarma elindeki silahın dipçiği ile dürterek kaldırana kadar. Tarifsiz karmakarışık duyularla yataktan kalktım, üstünde yattığım yün döşeğini kaldırdılar, altından bir kâğıt çıktı, bu bir şiirdi ve ilk göze çarpan "Kimse yıkamaz devrimleri, devrimciler ileri" dizesiydi.
            Yazı ablama aitti. Çok iyi hatırlıyorum evimize gelen gençlerden biri ondan böyle bir şiir yazmasını istemişti. Ablamda onun isteği üzere yazıp vermişti. Haliyle şiirin başka bir kopyası yoktu. Beraberinde getirdikleri şiiri benim yatağımın altına koyup geri aldıkları açık seçik ortadaydı. İşte bu gerekçe ile Ağabeyimi alıp götürmüşlerdi…
            Ağabeyimin nerede olduğunu bilemiyorduk. Haftalarca aramıştık onu. Babam o sıralar işletmiş olduğu kereste atölyesindeki makineye bir parça almak için İzmir'e gitmişti. Annem her sabah kalkıp Göle'ye gidip orada savcı, hâkim, kaymakam, görüşebileceği kim varsa, araya birilerini koyup görüşüyordu. Okuryazar bile değildi annem. Oğlunu neden götürdüklerini ve neyle suçladıklarını bilmiyordu. Bildiği tek şey oğlunun suçsuz olduğuydu. Her sabah onu bulmak umuduyla atkısını sırtına alır çıkar ve akşam çaresiz ve bitmiş bir halde eve dönerdi. Günlerce yemek yememiştik üzüntüden… O günler aklımdan hiç silinmedi.
            Babam İzmir'den dönmüştü. Aramalarımız bir sonuç vermemişti. Çaresiz bir şekilde beklemeye başlamıştık. Bir gün çıkıp geldi ağabeyim. Serbest bırakmışlardı. O da nereye götürüldüğünü bilmiyordu; gözlerini bağlayarak nakletmişlerdi bir yerlere. Tek bildiği; kaldığı hücresi ve akşamları verilen "bulaşık suyu" diye adlandırdığı çorbaydı…
            Bu olaydan kısa bir süre sonra 12 Eylül darbesi gerçekleşmiş bu sefer küçük ağabeyim götürülmüştü. Ağabeyim gibi daha birçok genç evlerinden alınıp götürülmüştü.
Ertesi gün Bayram ağabeyimi serbest bırakmışlardı. Sebep ise boynunda taşıdığı muskaydı. "Boynumdaki muskayı gördüklerinde, bu genç inançlı bir gençtir dediler ve beni bıraktılar" dedi. Boynundaki muskayı öpüp üpüp "Bu beni kurtardı" diyordu.
            Cemil ağabeyle birlikte alınan gençlerin kimi mahkûm olmuş kimi serbest kalmıştı ama Cemil Ağabey'den hala bir haber yoktu. Berfo ana hasretle oğlunu bekliyor, her salınan genç onun umudunu tazeliyordu. Ancak ne gelen vardı ne giden. Berfo ana yine de umutluydu; bir gün kapı açılacak sevgili oğlu gülerek kapıdan girecek ve ona "nasılsın ana?" diyecekti.
            1982 yılında referanduma gidilerek Anayasa oylaması yapıldı. Oylama askerlerin gözetiminde yapılıyordu ve oylamanın gizli olduğu söylenemezdi. Babam evimizin asi çocuğu "Komünist" ağabeyimi "Sakın hayır oyu verme, bak askerler her şeyi takip ediyor, bu sefer sıra sana gelir, alıp götürürler ve Cemil gibi kaybederler" diye uyarıyordu. Ağabeyim "ne yaparlarsa yapsınlar, korkmuyorum o faşistlerden! "Hayır oyu" vereceğim" diyerek gitti oy kullanmaya. Asi "Komünist" babamı dinlememiş ve hayır demişti 1980 Anayasasına…
            Aradan günler ve aylar geçiyor Cemil Ağabey bir türlü gelmiyordu. Bir gün babam "İsmail (Cemil Kırbayır'ın babası) Kenan Evren'e çıkıp Cemil'i soracakmış" dedi. Kırbayır Ailesinin çalmadığı kapı kalmamıştı… Ama hiçbir çaba Cemil Ağabey'i geri getirememişti. Geri gelmemesi bir yana ölü veya sağ olduğu da bilinmiyordu…
            Yıllar sonra öğrendik ki 12 Eylül'ün cellâtları canını almıştı hücresinde…
Onlar gibi birçok aile yaşadı bu dramı.
            Yüzbeş yaşındaki Berfo Ana'nın ölümü hapishanelerde yok edilen tüm aydınların katledilişinin acısını yeniden içimize saldı. 12 Eylül Türkiye'yi aydınlığa taşıyacak, halka önderlik edecek tüm aydınları çarklarının arasına alarak yok etmişti. Kalanların ise sesini kısmak için tüm yolları kullanmıştı.
            Çocukluğumdaki gençler de ev kadınları da devrim türküleri söylerlerdi, halkın bilincinde emek kavramı, sınıf kavramı vardı.
            Sonrasında ise halk renkli TV programlarıyla, dizi filmlerle, tüketime özendiren reklam ve kampanyalarla kendini unutup, hayal âleminde yaşamaya başlamıştı. Üzerinden 12 Eylül faşizminin buldozer gibi geçtiği, aydınları katledilen, çocukları cellâtlarca öldürülen, ezilen, sömürülen halk sanki başından bunlar geçmemiş gibi Hollywood yapımı filmlerle lükse ve Amerikanvari yaşam tarzına özendirilmişti. Televizyon ekranlarından yansıyan parıltılı dünyaya duyulan özenti onları kendi gerçeklerinden uzaklaştırmıştı.
            12 Eylül ve sonrası uygulanan politikalar AKP'nin gelişine zemin hazırlamıştı. Ne yazık ki Cemil Kırbayır ve diğer birçok devrimciye, ilerici aydına ve emekçi halka zulmedenlerin devamı olan AKP'nin Türkiye'yi karşı bir devrimle dönüştürmesinin en önemli adımı olan karşı-devrim anayasasının yolunu bir referandumla açmasına bugün Berfo Ana'nın cenaze törenine katılanların önemli bir kısmı "yetmez ama evet" diyerek veya boykot tavrını benimseyerek onay vermişti.
            Ne var ki, referandumdan beklenen ileri demokrasinin yerini örtülü faşizm ve kişi sultası almıştı. Gelen "ileri demokrasi" devleti değil polis ve savcı devletiydi. Artık ülke hukukun katledildiği, insanların mesnetsiz bir şekilde uzun yıllar hapsedildiği bir tımarhaneye dönüşmüştü. AKP işbirlikçiliğiyle bu gidişe katkıda bulunanların içindeki bir kesim pişmanlık duysa da; artık iş işten çoktan geçmişti.
            Bugün birçok ilerici yurtsever aydın hapishanede ölümü beklemektedir. Türkiye'de her zaman baskı vardı, insan hakları ihlali vardı ama hukuk ve adalet bu kertede kişi sultasının emrine amade edilememişti. En azından baskı rejimleri kimseye demokrasi diye yutturulmuyordu.
            Bu gün ise, demokrasi eksikliğinden de yokluğundan da daha acı olan Berfo Ana'nın cenazesine katılanların Cemil Kırbayır'ların cellatlarının elinden demokrasi dile(n)meleridir. Ne yazık ki idam sehpalarında bile karşı devrimcilerin yüzüne tüküren, işkencelerde katledilen ama asla gericiliğe, aydınlık düşmanlığına teslim olmayan gençlerimizin mücadelesi boşa çıkmıştır.
Leyla Zana diyor ki: "Bu işi çözerse ancak Tayyip Erdoğan çözer"
Karayılan diyor ki: "AKP'yi iktidara biz taşıdık"
            Bugün Berfo Ana'nın cenazesinde bulunanların bir bölümü işte bu yüzden Cemil Ağabey ve hayatlarını idealleri uğruna kaybeden diğer devrimcilerin kemiklerini sızlatıyorlar.
Berfo Ana'nın ölümü; Gece yarıları jandarma baskınlarıyla, bomba sesleriyle uyandığım Çocukluğumun Göle'sini yeniden yaşattı bana…
            Ben yine de çocukluğumun devrimci Göle'sini çok özlüyorum 28 yıldır Göle'ye gitmememdeki neden bıraktığım gibi bulamayacağım endişesidir.
            Bir gün bu ülkede halkın gerçek anlamda iktidar olacağı bir devrim olacaktır, buna inancım tamdır.
Cemil Ağabey'in şahsında devrime inanan herkese selam olsun.

Şanlıbey ALABAY/Göle/Serhat Birikim

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: Ayşe, BEYTAŞ,, Cemil, KIRBAYIR, Ülke, için, Bir, Kayıptır,
Yorumlar
Haber Yazılımı istanbul escort porno izle sex hikaye porno indir türk porno escort escort istanbul istanbul escort