Haber Detayı
12 Temmuz 2018 - Perşembe 22:40
 
“Dağdaki Ay Yıldız”, Dikme Köyü’nün eseridir.
Kars Dikme Köyündeki Bir Tarihi Gerçeğin Öyküsünü yazan Arsştırmacı- Yazar/ Âşık Selahettin Dündar, “Dağdaki Ay Yıldız”, Dikme Köyü’nün eseridir. Dedi
Ankara Haberi
“Dağdaki Ay Yıldız”, Dikme Köyü’nün eseridir.

Kars Dikme Köyündeki  Bir Tarihi Gerçeğin Öyküsünü yazan Arsştırmacı- Yazar/ Âşık Selahettin Dündar, “Dağdaki Ay Yıldız”, Dikme Köyü’nün eseridir. Dedi

“Dağdaki Ay Yıldız”, Dikme Köyü’nün eseridir.

Köyümüzdeki Bir Tarihi Gerçeğin Öyküsü

“DAĞDAKİ AY YILDIZ”

Herkes merak etmiştir…

            Dikme Köyünün karşısında bulunan Dağdaki “Ay Yıldız” kimin tarafından yapılmıştır?

Ne zaman yapılmıştır?

Nasıl yapılmıştır?

Doğru, ya da yanlış; herkesin kulaktan dolma bir bilgisi vardır.

Ama; kesin bilgi nedir? 

            Köyümüzün çok önemsediği, herkesin çok önemsediği, hatta devletin çok önemsediği “Dağdaki Ay Yıldız”ın gerçek öyküsü nedir?

Bu yazımda onu anlatacağım.

    Kars Dikme Köyü’nün tam karşısında, Kars Çayı’nın “O Toy”unda, “ArdosDağı”ının Dikme Köyü tarafında kalan döşünde yer alan “Ay Yıldız”… Köylümüzün deyimiyle, “Dağdaki Ay Yıldız”…    

            Köyümüzün tam karşısında duran “Dağdaki Ay Yıldız”, gün doğumundan batımına kadar, köyümüzü ve Köylümüzü görür. Köyümüz ve Köylümüz de de onu görür. Hepimiz, gün boyunca görürüz Dağdaki Ay Yıldızı’mızı. Tıpkı iki sevgili gibi… Göz gözeyiz gün boyunca…

        Evinin kapısından çıkan herkes, başını Ardos’un dağına çevirdiğinde “Ay Yıldız”ı görür. O, adeta Dikme Köyü ile özdeştir. Gök yüzündeki Güneş gibi… Gök Yüzündeki Ay gibi… Gök Kubbedeki Yıldız gibi… Canımız pahasına, gözümüz gibi koruduğumuz Ay Yıldızlı Bayrak…  Dikme Köyünün hafızasına kazınmıştır Dağdaki Ay Yıldız.

        Tekrar konuya dönersek; 

         Peki, “Dağdaki Ay Yıldız” kimler tarafından yapılmıştır?

         “ArdosDağı”nın yamacında yıllardır vücut bulmuş olan “Dağdaki Ay Yıldız”a kim hayat vermiştir.

          “Dağdaki Ay Yıldız”a vücut veren şahıslar nerelidir ve kimlerdir? Şimdi nerededirler?

          Hemen söylemeliyim;

         “Dağdaki Ay Yıldız”, Dikme Köyü’nün eseridir.

          Vücut verenler de Dikme Köyü halkındandır. Zamanın “Dikme Köyü” gençleridir.

          Detaylı bir şekilde açıklamak; benim tarihi görevimdir ve boynumun borcudur. Çünkü: Diğer aktörlerin bu gerçeği anlatma şansları yoktur. Hepsi de rahmetli olmuştur.        

          Bazı tarihi olaylar vardır ki: Aktörleri hayattan göçtükten sonra, tespiti zordur. Herkes bir efsane uydurur. O tarihi olayın içinde olmayanlar dahi, kendilerine bir pay çıkarmaya çalışırlar. Maddi veya manevi…

        Tarihi bir simge varsa; o simgenin aktörleri hayattan göçüp gittikten sonra gerçekleri bulmak oldukça zor olur. Bilgi kirliliği, gerçeğin netleşmesini engeller. Zaman içerisinde de gerçek bilgiler silinip gider…

        İşte bu nedenle; kıyısında köşesinde bulunduğum, ama kesin olarak tanığı olduğum ve hasbelkader, öyküsü içinde yer alma şansını bulduğum, “Dağdaki Ay Yıldız”ın yapılış öyküsünü ve yapan kişileri anlatmayı; Mimarı olan kişilere ve toplumuma karşı tarihi bir sorumluluk olarak görmekteyim. 

Yıl: 1958

İlkokul dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçtiğim yılın yazındaydı. 

            Köyümüzün güzel bir yaz günüydü. Ot biçiminden önce olduğunu hatırlıyorum.  Yani kesin olarak Mayıs ya da Haziran aylarından birindeydi. Turş Tepe de at otarıyordum. İki erkek atımız vardı. Birinin adı Topçu, diğerinin ise Coşkun. Köyümün gençleri iyi bilirler, nitelikli koşum atları yazın (y)ılkıya katılmazlar. Evin gençleri tarafından, denetimli olarak otarılır. Hem beslenmesi için, hem de başka nedenlerle… Atlarımızı otardığım, sıradan günlerden birindeydi. Gün orta vakti eve gelmiştim. Hem öğle yemeği yemek için, hem de güneşin keskinliğinin gitmesi için… Öğle yemeğini yiyip, dinlenmiştim.

          Büyük ağabeylerimden olan (Hacı Rıza oğlu) rahmetli Seyfettin Dündar, eve geldi. Benim atları otarmak için götürmeye hazırlandığımı görünce; gitmememi söyledi ve evden ayrıldı. Bir saat sonra geri geldi. Atları hamutlamamı ve çift at arabasını koşmamı söyledi. Nereye gideceğimizi sordum. Söylemedi.

  • “Sen ne diyorsam onu yap” dedi.

Zaten aramızda 10 yaş gibi bir fark vardı, 12 kardeşin olduğu bir ailede, biraz da dayak yiyerek büyüdüğümüz için, üsteleyemedim. Kalktım ve atları arabaya koştum. Bir kazma, iki kürek, bir adet de boş gaz yağı tenekesi koymamı söyledi. Ağabeyimin dediğini yaptım.

              Atları koştum hazırladım. Benim de binmemi söyledi. Dizginleri aldı atları sürmeye başladı. Bizim evin kapısından çıkıp aşağı döner dönmez, Demirci Nebi dayının kapısında durdu. Nebi dayının oğlu “Şemmet Gümüş” ağabey kapıda bekliyordu. Bitişik duvar komşumuz olan ve çok sevip saydığım rahmetli Şemmet ağabey de arabaya bindi. Atların dizginleri elinde olan “Seyfettin Dündar”, at arabasını köy aşağı sürmeye başladı. Atakişi Dedenin kapı hizasında durdu. Yine sevdiğim ve saydığım “Bilal Köseli” ağabey de arabaya bindi. At arabasında dört kişi olmuştuk.

          Seyfettin ağabey atların yönünü döndürdü ve köy yukarı sürdü. Rahmetli Köseoğlu’nun Hacı Ahmet’in dükkânının önünde durdu. Bir miktar sönmemiş kireç aldılar ve arabaya koydular.

         Ben iyice merak etmiştim. Hiçbir anlam verememiştim. Bir fırsatını bulup, Şemmet ağabeye nereye gittiğimizi sordum.

Gülümseyerek, aynen şöyle dedi:

  • “Ardaş altın tappışığ, onu getirmeye gederiyh.”

          At arabasıyla, Dikme İlkokulu’nun bahçesinden geçip, Kars Çayı’na geldik. Kars Çayı’nı geçtikten sonra, Seyfettin ağabeyim at arabasını eyledi. Sönmemiş kireci, benim arabaya koyduğum boş tenekeye boşalttılar. Üstüne su doldurdular. Dolayısıyla bir teneke sulu kireç hazır hale gelmiş oldu.

           Yönümüzü dağa doğru çevirip, Ardos’un yolunu tuttuk. Bu işin bir altın işi olmadığını anlayınca, sevecen kişilikli Şemmet ağabeye, nereye gittiğimizi tekrar sordum. Dağa bir işaret yapacaklarını ancak öğrenebilmiştim. Ay Yıldız’ı yine öğrenememiştim.

Ardos yolundaki hemzemin tren yoluna yaklaşınca, at arabasını süren Seyfettin ağabeyim, tren yoluna paralel Kars’a doğru sola döndü. Şimdiki Ay Yıldız’ın olduğu yerin hizasında ve tren yolunun Dikme Köyü tarafında eyledi.  Atları açtık ve atları arabanın tekerlerine bağladık.

         Kazmayla küreyi ben aldım. Sıvı kireç dolu tenekeyi Seyfettin Dündar ile Bilal Köseli birlikte tutarak dağ yukarı taşıdılar. Şemmet abi, her zaman ki gibi kravatlı ve takım elbiseliydi. Zaten bünye olarak da naif bir yapıya sahipti. O yanımızda yürüdü.

            Ve nihayet şu anki Ay Yıldız’ın bulunduğu dağın döşüne, epey bir zorlanarak çıktık. Ay Yıldız’ın bulunduğu dağın döşü çok diktir. Bilenler bilir… Geriden görüldüğü gibi değildir.

           Seyfettin Dündar ile Bilal Köseli kazmayla yay çizerek, dağın döşünü kazmaya başladılar. Şemmet Gümüş ağabeyle ben, lepik taş topladık. Öyle istediler. Niçin topladığımızı soramadım. Zaten iki sefer sormuş, bir cevap alamamıştım. Nasıl olsa anlarım diye, dediklerini yaptım bolca lepik taş topladım.

         Kazılan şekil yarıya gelince, artık ne olduğu görülebiliyordu. O arada, bu işaretin bir ay olduğunu çözmüştüm. Şemmet Gümüş ağabeye, bunun bir ay yıldız mı olduğunu sordum ve onayladı.

          Akşam gün batmaya az kalmıştı. Kazı işleri bitti. Topladığımız lepik  taşları, 20 cm. kadar derinlikte kazılan “Ay Yıldız” resminin yüzeyine yayıp, döşedik.  Etraftan geven topladık. Geven demetlerini sıvı kirece batırarak, döşenen taşların yüzeyini kireçledik. 

         Böylece; “Dağdaki Ay Yıldız” vücut bulmuş oldu.

        Daha sonraları çeşitli onarımları ve kireçlenmesi için, belki emeği geçenler olmuş olabilir. Ancak; “Dağdaki Ay Yıldız”ın projelendirilmesi ve ilk yapılışı bu üç kişi tarafından gerçekleştirilmiştir.

       “Dağdaki Ay Yıldız”ın mimarları olan; Seyfettin Dündar, Şemmet Gümüş ve Bilal Kösali köyümüzden ayrılıp, gurbetin yolunu tuttuktan sonra, Ay Yıldız’ı oluşturan taşların kireçlenme işi askeriye tarafından yapıldı. Ancak; Bu üç kişiden biri, köyde olduğu sürece; kireçleme işinin, senede bir kere ve kendileri tarafından yapıldığını biliyorum. 

     Her üçü de hak yerinde olan Seyfettin Dündar, Şemmet Gümüş ve Bilal Kösali büyüklerime Allah’tan rahmet diliyorum.

                                                                                                   Saygılarımla….

Arsştırmacı- Yazar/ Âşık Selahettin Dündar

e-mail: terekeme.karapapak@hotmail.com

 

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: “Dağdaki, Ay, Yıldız”,, Dikme, Köyü’nün, eseridir.,
Yorumlar
Haber Yazılımı istanbul escort bayan escort