Haber Detayı
08 Temmuz 2018 - Pazar 13:24
 
HALK GÜLMECE KÜLTÜRÜ
HALK GÜLMECE KÜLTÜRÜ
Gündem Haberi
HALK GÜLMECE KÜLTÜRÜ

“Zurzunanın davarını kurt yemiş, Prut’un iti sene ne?”
“Bu yılki kuzi, gelmiş bene ögrediyer bıldırki sözi,”
“Azrail gelmiş canım aliyer, yar tutmiş y….ğım elliyer,”
Sazaralılar “tarlaya tuz eken”dir, Ölçekliler “kavurga yiyen”, Gölebertliler “banda yutan…”
Halk Gülmece Kültürü, yüzyıllardır bir arada yaşayan farklı kültürlerin çimentosu gibidir; bu kültür Batı Rönesansı’nın temelini oluşturmuş (Mihail Bahtin); bizde Baba Tonguç’un Köy Enstitüleri’nde cumartesi şenliklerinde öğrenim yaşamının bir parçası olarak işlenmiştir.
Üç gündür Bakırköy’de devam eden Ardahan Festivali’nde dün akşam yaptığım kısa konuşmada bu kültür üzerinde durdum.
Kuzeydoğu Anadolu, yeryüzünün en uzun diline sahip Kafkas Arısı’nın yurdu olduğu kadar (tam da şu mevsimde orada binlerce çiçeğin serildiği dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsü gözler önündedir) çok zengin bir Halk Gülmece ve Oyun kültürünün de vatanıdır. Yerliler (farklı zamanlarda gelip yerleşmiş Oğuz boyları), Terekemeler, Türkmenler, Karapapaklar, Kürtler bu bölgede barış içinde bir arada yaşarlar.
Dursun Akçam’ın ve Ümit Kaftancıoğlu’nun yapıtlarında bu kültüre ait çok güzel örneklerin seçilip metne yerleştirilmiş olduğunu görebiliriz. Halkbilim araştırmacısı Metin And da, “Oyun ve Büğü” adlı kitabında yörenin oyun zenginliği üzerinde durur. 
Yalnızca Kuzeydoğu Anadolu değil, Anadolu’nun birçok yöresinde bu kültüre ait öğeleri kolayca bulup örnekleyebiliriz. Köy Enstitülü yazarların işaret fişeği olmuş Mahmut Makal’ın yapıtlarında da İç Anadolu’ya ait bir şeyleri görürüz. Köye Vali ve kalabalık bir bürokrat grubu gelmiştir. Arka arkaya konuşmalar yapılmaktadır. “Dışarıdan içeriye yemek taşıyıp, boş kapları içeriden çıkarıp duran bekçi Zobu Süleyman, bir uçtan da dışarıda biriken köylülere laf yetiştiriyordu.
İçeride neler konuşulduğunu soran Çolak Veli’ye kızdı:
‘Lafa meraklıysan gir de dinle arkadaş’ dedi. ‘Sana çene yetiştiremem ben. Ne bileyim, ne konuşuyorlar işte. Bana sorarsan, attıkları hep kurusıkı. Yol tozundan barut, keçi kığından saçma, doldur doldur boşalt. Alt yanı fasa fiso…’
Bu sırada odanın önünden yaşlı bir nine geçiyordu. Köye vali geldiğini duymuş olacak, orada duran jipin farlarını göstererek, ‘Vıh’ dedi, ‘valinin gözleri de kocaman kocaman…’
Besinsizlikten, kirden pastan ölmesek hale gelmiş olan ve ‘tavuk karalığı’ hastalığına tutulan gözleri de belli belirsiz gören Kör Derviş çıkıştı Civanların Urkuya Nine’ye:
‘Gözlerinde itdirseği çıksın da bana benze e mi’ dedi. ‘Vali dediğin, adamdan olur, içeride öğün yiyor. O senin gördüğüne demirkırasi derler…’” (Kuru Sevda, s 129)
Makal, tek sesli teolojik kültürün örtüsünü aralayıp alttaki halk kültürünün grotesk gücüne ulaşmayı başarmıştır. 1957 yılı yayınlanmış “Memleketin Sahipleri”nde Batı Diableri (Şeytan Oyunları) ve Menippealarıyla koşut duran, halk kültürünün tekil anlatımlı kutsal dil içine uzanmış cin, peri, ocak hikâyeleri cirit atmaktadır. İnsan ve hayvan kılığındaki cinler, periler dolaşmaktadır ortalıkta. Cinler iyilik yapıp yol da göstermektedirler (Memleketin Sahipleri, s 58). Eşek ölüsünün yattığı yeri “yatır” diye satarak geçinen hocaların hikâyesi teolojik tekil dile ve karanlığa meydan okumaktadır. Nazar değmemesi için ceplere eşek dışkısı konmaktadır (Kuru Sevda, s 57)
Bahtin’in Batı Rönesansı’na temel tuttuğu grotesk kültürün önemli imgeleri arasında tanımladığı hayvan dışkısı, sansürsüz cinsellik kol gezmekte, kutsal kavramlara da dil uzatılmaktadır. “Gelgelelim yeğenim, ellerin derdini bıçak gibi kesen fışkı, benim derde ‘ayağını topla’ bile demedi. O da beribenzer bir fışkı olsa hiç gönlüm kalmaz. Nasıl ya, Sultan Sülman’ın hamamı gibi; tütüyor… Akşam fışkıdan çıktıktangelli yattım; sabahadan zor geldim kendime.” (Memleketin Sahipleri, s 36) “Deli Kazım, ‘ötekilerinki yağmur yağdırmadıysa, dolu da yağdırmadı. Bu kendine hayrı olmayan deyüsün muskası batırdı Gâvur Yeri’ni. Cünüp herif! Bundan sonra sana muska yazdırırsam, üçten dokuza şart olsun’ dedi…” (Memleketin Sahipleri, s 46) 
Latife Tekin’in Makal’dan kırk yıl sonra kaleme aldığı ve onu tüm dünyaya tanıtan “Sevgili Arsız Ölüm”ünün Huvat’, Atiyesi, Dimrit’i, ‘Ninnisare ninnisare’li eşek hikâyeleri, Mahmut Makal’ın “Memleketin Sahipleri” arasından çıkıp gelmiş gibidir. 
Halk Gülmece Kültürü, din istismarıyla Arap derebeyi zihniyetinin kadını kapatıp toplum dışına atmaya çalışan, hoşgörüyü, sevgiyi kardeşliği yok edip kin ve nefreti üzerinden politika yapan birilerine karşı halktan yana olanların, ülkede ve yeryüzünde barış isteyenlerin, gam ve kasavet yerine gülerek, eğlenerek yaşamak isteyenlerin dört elle sarılmaları gereken bir kültürdür.
Bu kültür din istismarcılarının cemaatler, tarikatlar aracılığıyla, sübyan okulları ve çeşitli kurslarla ağlarını ördüğü şehirleri saran çevre semtlerde en canlı bir biçimde varlığını sürdürmektedir…
Bu kültür üzerinden yan yana, kol kola gelmeye çalışmalıyız, bu kültüre dört elle sarılmalıyız.
Gününüz aydın olsun; gülmeden, güldürmeden ayrılmayın…

08.07.2018, Alper Akçam
(Foto: Cansu Us; Damal- ARDAHAN)

Kaynak: Editör:
Etiketler: HALK, GÜLMECE, KÜLTÜRÜ,
Yorumlar
Haber Yazılımı istanbul escort bayan escort