Haber Detayı
12 Ekim 2017 - Perşembe 10:25 Bu haber 183 kez okundu
 
YARIM KALMIŞ TÜRKÜLERİMİZ…
Türkülerimiz yarım kaldı; harmanlarımızı yel aldı…
Gündem Haberi
YARIM KALMIŞ TÜRKÜLERİMİZ…

Türkülerimiz yarım kaldı; harmanlarımızı yel aldı…

Türkiye, cennet Anadolu’nun bereket ve şenlik ocaklarını, Köy Enstitülerini kapatıp kendini Batı Emperyalizminin kucağına attı.

II. Dünya Savaşı bitiminde alındı “Batıyla bütünleşme” kararı…

Devlet kasalarında palazlanmış Finans Kapital, Anadolu’da binlerce yıldır köylünün kanını emmiş Tefeci Bezirgân zümre ile et ve tırnak gibi iç içe geçip din istismarcısı politikalar eşliğinde ülkeyi adım adım çarpık sanayileşme, şehirlerde betonlaşma batağına sürükledi, bir lokma ekmek için mert yurttaşını namerde muhtaç duruma getirdi.

Şehirlerde nefes alamıyoruz trafikten, betonlaşmadan, ağız tadıyla ekmeğimizi yiyemiyoruz, çocuklarımızı gönlümüzce okutamıyoruz…

Kırlarda genç nüfus iş alanı bulamıyor, tarım ürünleri para etmediğinden karın doyurmuyor…

Ne Mustafa Kemal, ne de onun düşün dünyasının yıldızı Yusuf Akçura işveren sınıfına âşık değillerdi. Batı’daki gibi çağdaş bir ülke kuralım, işveren sınıfımız da orada olduğu gibi öncülük etsin istemişlerdi. 1789’da “Eşitlik Kardeşlik Hürriyet” parolası ile krallığa, derebeyliğe ve onların ideolojik hamisi kiliseye kafa tutup işçi sınıfını ve yoksul köylülüğü de yanına alarak yeni bir dünyanın temellerini atmış Avrupa’nın serbest rekabetçi kapitalizm öncüsü işveren sınıfını biliyorlardı.

Çağ artık emperyalizm çağıydı ama; bizdeki besleme Finans Kapital’in ne toprak ağalığına kafa tutacağı vardı, ne de köylünün kanını emen aracı tefeci zümresine… Bir iki hamlede giriverdiler aynı yatağa; milletin anasını bellediler.

Tarımda makineleşme ile geçici bir refah dönemi yaşandıktan sonra köylü toprağından olmaya, köyler traktör ve iş makinesi mezarlığına dönmeye başladı. Tarım geliştirilemediğinden ve yetiştirilen ürünler para etmediğinden bölünen tarlalar köylüyü besleyemez oldu.  Geniş pamuk tarlaları, ekenek alanları zenginin elinde toplandı. Üretici köylünün elinden üç kuruşa alınan mal şehirde beş liraya tüketiciye okutuldu.

Toprak ağalığına meydan okumaya, üretici köylüyü örgütlemeye niyet etmiş en yaman düşmanları, Cumhuriyet’in yüz akı Tonguç Baba’nın Köy Enstitüleri hedef alındı önce…

1924 yılı eğitim sorunlarına çözüm için kendisinden rapor istenmiş ABDli bilim adamı John Dewey’in 1946 yılında Le Mond’da yazdığı bir yazıda “Hayalimdeki okullar Türkiye’de Kuruldu” diye söz ettiği, daha sonra UNESCO’nun gelişmekte olan tüm ülkelere örnek eğitim modeli olarak gösterdiği, bize ait özgün ve emsalsiz eğitim ve iş ocakları olan Köy Enstitüleri “komünistlik”ten kapatıldı. “Yaparak ve yaşayarak öğrenme”,  “Üretim için Eğitim” yerleri, öğrencisinin kendi okuyacağı binayı elleriyle kurduğu, elektriğini kendisinin ürettiği, arıcılık, balıkçılık, seracılık, pamuk üreticiliği yaparken dünya klasiklerini okuduğu, hafta sonlarında çevre köylüleriyle birlikte isteyenin ceketini ters çevirip, yüzünü isleyip oyuna çıktığı, müdürünü kıyasıya eleştirebildiği hafta sonu şenliklerinin yapıldığı Köy Enstitüleri’nin yerine çocukların kafalarını ezber bilgilerle doldurup ülkeyi idare edenlere itaat edeceği, iş için el etek öpüp arkadaşına çelme takacağı bir eğitim anlayışının sistemi yavaş yavaş yürürlüğe kondu…

Aynı Köy Enstitüleri, 20. Yüzyıl sonlarında Batı emperyalizminin başlattığı, din istismarcısı harami politikacılar ile zevzek liberallerin el ele verdiği Cumhuriyet karşıtı, FETÜÖ pazarlayıcısı kampanyalarda “faşistlik” mertebesine terfi ettirildi.

Yeryüzünün tarıma ve hayvancılığa en uygun coğrafyasında insanlarımız et yiyemez oldu; saman bile dışarıdan alınıyor…  

Ülke Orta Doğu kanlı bataklığına ve Orta Çağ karanlığına doğru sürüklenmeye başlandı…

Dert çok ama derman da var…

Nehirleri daha fazla kirletmeden, AVMler için elektrik üretip bedelini halktan alacak patronlar dereleri daha fazla kurutmadan, ormanlarımıza, otlaklarımıza Arap şeyhleri için daha fazla kaşaneler kurulmadan özümüze dönmeliyiz… Bereketli Anadolu’ya, üç tarafımızı çeviren denizlerimize dönmeliyiz. El ele kol kola vermeliyiz. Türküler söylemeliyiz sabahları Cılavuz’da olduğu gibi. Tonguç Babamızı horona çağırmalıyız.

Harmanlarımızda, bağlarımızda, dünyanın en güzel balını üretecek, sütünü verecek çayırlarımızda, tarlalarımızda, kovanlarımızda avuçlamalıyız bereketi, doğan günü selamlamalıyız…

Daha geç olmadan; daha geç olmadan…

 

14 Ekim Dünya Gıda Günü etkinliğinde Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi adına konuşacağız... 

 

İMECEYE BEKLERİZ... 

Kaynak: Editör:
Etiketler: YARIM, KALMIŞ, TÜRKÜLERİMİZ…,
Yorumlar
Haber Yazılımı Başlığım sayfa içeriği