Yazı Detayı
12 Haziran 2018 - Salı 17:04
 
FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu!
Neşe DOSTER
siyasalbirikim36@gmail.com
 
 

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?

FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?

FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?FİZİK Öğretmeni KİMYAMIZI Bozdu

                                                                                                                                              NEŞE DOSTER

Ben ki her daim konjonktürü(!) koruyup kollayan, hane halkının bana vaat ettiği galibiyet primine göre(!) vaziyet alan, eş durumundan Beşiktaşlı, evlat hatırına Galatasaraylı, memleketinden ötürü Karssporlu, Brezilya seyahatimde takımla aynı lokantada yemek yemiş, kaptanla resim çektirmiş biri olarak Butafogo’luyum!

İcabında ve kendi çapımda bu çok yönlü ilgi ve alakamdan ötürü bazen dövünen bazen övünen biriyim…

Ey okur! Şimdi sıkı dur! Bu uzun ve renkli sportif listeme Ali Koç kazanınca Fenerbahçe eklenmesin mi? Durumdan vazife çıkarıp hemen gidip siyah- beyaz, sarı kırmızı, yeşil-beyaz atkılarımın yanına sarı-lacivert atkı da almayayım mı? Buna da; Ali Koç’un sözcükleri özenle seçerek, düşünerek, tartarak, bağırmadan, çağırmadan, paylamadan, haykırmadan konuşmasının iç dünyamda yarattığı sempati neden olmasın mı?

Ali Koç’un ekibine bakışı, onlara teşekkürü, sahneye davet edişindeki içtenlik ve doğallık, yönetim kademelerindeki kadın ağırlığının hissedilir ölçüde olması ve Atatürk’e olan bağlılığının altını sık sık kalın çizgilerle çizmesi sırasında gözyaşlarım sel olup akmasın mı?

Onu dinlerken bu nasıl yalın bir anlatım, bu ne güzel örnekler, bu nasıl özlemi çekilen bir bakış açısı, bu nasıl yüreklere yerleşip umut ışığı yakma becerisi, bu nasıl bir görmeğe alışmadığımız alçakgönüllülük şeklindeki sorularımı arka arkaya sıralamayayım mı?

Hele de; “Mustafa Kemal’in yolunda yürümeye devam edeceğiz. Atamız Fenerbahçeli. Evet, Fenerbahçe’ye çok yakındı. Ama O’nun kimi tuttuğu önemli değil, kimin O’nun yolunda yürüdüğü önemli” sözlerini duyunca ayağa fırlayıp alkış tufanı kopartmayayım mı?

Salonu ve tüm camiayı kucaklayan, kavrayan, ötekileştirmeyen, umut vaat eden, geçmişi karalamayan, yapılanları takdir eden, bilinçli, aydınlık, nitelikli duruşunu görünce! O yoğun duygu fırtınasıyla yollara düşüp FB atkısıyla eve dönerken kendi kendime; siyasetin bağıran, kamplaştıran, dışlayan dili bizi öylesine yordu, bıktırdı, bunalttı ki doğallığı, özeni, insanca davranışı özler ve arar olduk diye itiraf etmeyeyim mi?

Sonra da bu değişim ve dönüşüme başka nedenler ararken başarılı eğitim ve siyasi geçmişiyle meydanları dolduranlara umut veren bir FizikçininKimyamızı bozmasının da büyük rolü olduğunu hatırlamayayım mı?

Derken kıyaslayarak, beğenerek, alkışlayarak, gülerek, gülümseyerek, hak vererek, davetle ve zorla değil koşa koşa giderek, kavga, dövüş, gerilim istemediğimiz için, parmak sallanmasından bıktığımız için, yukarıdan bakan ve durmadan bağıran anlayışa dur demek için meydanlara aktığımızı anımsayıp bu kez de Muharrem İnce’yi alkışlamayayım mı?

Fizikten başlayıp kimyaya giden, Beşiktaş’tan başlayıp Fenerbahçe’ye dönen, spordan girip siyasete uzanan yazımı bitirirken, uzun süredir her alanda aranan ve istenen şeyin bu sükûnet ortamı olduğuna dair kendi kendimi inandırmayayım mı?

Meydanlarda yalanlar, yanlışlar, korkular cirit atarken adanmış partililer ve aldanmış kitleler bu kez ne yapacak diye kendimce makul ve makbul sorular sormayayım mı?

Yetinmeyip yıllardır memleket sathında esip gürleyen, ayar vermekten çekinmeyen, her daim parmak sallayan, bağırıp çağıran, yerli yabancı ayırmadan “Eyyyyy!” deyip sesini yükselten, özetle bağır bağır yıldırımlar saçanlara karşı; neşeli, yürekli, esprili, bilgili, güven veren, ezberleri, dengeleri, kimyayı bozan ince ve duyarlı bir fizikçiyi ne kadar özlemişiz demeyeyim mi?

Sonunda da; gerek sporda, gerek siyasette fiziğin ve sağduyunun başarısı kimyayı hem bozdu, hem yendi, darısı siyasetin başına deyip içimden ve yüksek sesle dualar mırıldanmayayım mı? Hızımı alamayıp bu kez de kendimi bu yazı için ellerim kızarıncaya kadar alkışlamayayım mı?

 
Etiketler: FİZİK, Öğretmeni, KİMYAMIZI, Bozdu!, , ,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
18 Mayıs 2018
Yeri gelmişken soralım ve sorgulayalım mı? SBağlantıusalım ve düşünelim mi?
09 Mayıs 2018
“Ahdim olsun! Manifestosu!Bağlantı
29 Nisan 2018
Bu haftaki yazımı okurlar yazdırdı!Bağlantı
27 Nisan 2018
Mizaha karşı sükûnet diyor, başka birBağlantı şey demiyorum!
11 Nisan 2018
Hayal Kurma Teknikleri…Bağlantı
11 Nisan 2018
Hayal Kurma Teknikleri…Bağlantı
04 Nisan 2018
Görülenler, görüBağlantılmeyenler…
22 Mart 2018
İttifak veya Siyasetin Sefaleti
14 Mart 2018
Bugün 14 Mart Tıp Bayramı…
09 Mart 2018
Hayal hayattır…
06 Mart 2018
Milli Eğitim Bakanlığı’nı kutluyorum!Bağlantı
28 Şubat 2018
Suskunluk duvarı yükseldikçe, vicdan yükü artıyor…
14 Şubat 2018
Silinen Düşler…
31 Ocak 2018
Bir resim,Bağlantı bin kelime…
30 Ocak 2018
Yerlilik Ve Millilik Patenti
23 Ocak 2018
Yerli duruştan milli mutabakata…
22 Ocak 2018
İç acıtan zor sorular…
17 Ocak 2018
Yaşamın içinden…Bağlantı
15 Ocak 2018
Pazar daraldıkça büyüyoruz!
03 Ocak 2018
Kutuplaştırılan ülkemizden ekonomik manzaralar…
27 Aralık 2017
Siyasi İklimi İnşa Edenler! Yaratılan Ortam Budur…
18 Aralık 2017
MEB ve büyüyen ekonomi destan yazmayı sürdürüyor!
18 Aralık 2017
MEB ve büyüyen ekonomi destan yazmayı sürdürüyor!
15 Aralık 2017
Kısa bir özete ne dersiniz?Bağlantı
14 Aralık 2017
Şaşan hesaplBağlantıar, şaşı bakan gözler!
13 Aralık 2017
Çıkaracağımız çok ders var!Bağlantı
11 Aralık 2017
Bunlar şaka mı? Hayır, DİYK yazılı olarak açıkladı!
06 Aralık 2017
Dün 5 Aralık idi! Yani…Bağlantı
01 Aralık 2017
Siyasal değil, bilimsel destan yBağlantıazanlara!
28 Kasım 2017
Veee! Ve’si malum! Yazıyı okuyacaksınız…Bağlantı
27 Kasım 2017
Bilim, Eğitim, GeçmişBağlantı ve Gelecek…
23 Kasım 2017
Zaman önemli şeydir, zaman ayırdığınız için teşekkürler!
22 Kasım 2017
Heyecan, stres ve kafein…
18 Kasım 2017
Ani’yi Sezai Yazıcı Yazdı…
13 Kasım 2017
Nereden geldik nereye gidiyoruz?Bağlantı
10 Kasım 2017
Terk etmedi sevdan bizi…Bağlantı
09 Kasım 2017
Bugün hâkim olmadığım kBağlantıonularda kalem oynatacağım!
07 Kasım 2017
Bazı konular ihmale gelmez…
06 Kasım 2017
Metal kadar insanlar da yorulur!
05 Kasım 2017
Bu bakış değişir mi? Acilen Değişmeli…
03 Kasım 2017
Hata, pay, sorumluluk…Bağlantı
31 Ekim 2017
İtibar ve İktidar…Bağlantı
26 Ekim 2017
Konulara dâhil ve müdahil olmak!
25 Ekim 2017
Neleri Kaybetmek Üzereyiz?
22 Ekim 2017
“SANAT” mı dediniz?
19 Ekim 2017
Eski dost düşman olur! (mu?) demeyin! Deneyimle sabit oluyor…
18 Ekim 2017
Bugünkü Konuğumuz “en’ler”!Bağlantı
17 Ekim 2017
Neleri Kaybettik?Bağlantı
09 Ekim 2017
Bir Serginin Düşündürdükleri…
06 Ekim 2017
Haritadaki KARS! Benim Karsım ve 6 Ekim 1924
04 Ekim 2017
Tablo Çok Vahim…
03 Ekim 2017
Hızlı ÇarklBağlantıar, Yaman Çelişkilerle Yönetilmek…
29 Eylül 2017
İlginç ve Öğretici Bilgiler…Bağlantı
25 Eylül 2017
Belleğimin DerinliklerineBağlantı Yolculuk!
21 Eylül 2017
Başkentin Hastanelerine Kıymayın Efendiler…
20 Eylül 2017
Vicdani Bağlantıve İnsani Sorular…
18 Eylül 2017
Gerçek Gündem Hangisi?
18 Eylül 2017
24 Saniyeden 24 Saate!
15 Eylül 2017
Gerçekçi Olalım!Bağlantı
11 Eylül 2017
Perde Arkası…
07 Eylül 2017
Öfkelenmeden Okuyamayacağımız Bazı Özetler!
06 Eylül 2017
Kitabın Ortasından Soru ve Başlıklar…
03 Eylül 2017
Bazı Gençler Soruyor!
31 Ağustos 2017
Yanlışlar ve Doğrular…
29 Ağustos 2017
Öfkelere Öfke Katmak…
27 Ağustos 2017
Külliye Duyunca Aklıma Külliyatım Geliyor!
23 Ağustos 2017
Alice Harikalar Diyarından Sincan Harikalar Diyarına…
19 Ağustos 2017
Yunanistan’dan Girdik Bulgaristan’dan Çıktık…(3)
16 Ağustos 2017
Hal-i pürmelalimiz mi? Malumunuzdur!
14 Ağustos 2017
En hayırlısı neyse o olsun!*Bağlantı
14 Ağustos 2017
Soluk Almak Zorlaştı!
11 Ağustos 2017
Metal Yorgunluğu…
09 Ağustos 2017
Zor ve Uzun BağlantıBir Yazı…
07 Ağustos 2017
Mantığı da yok, lüzumu da! Öyle mi?
05 Ağustos 2017
Ders Gibi Savunmalar…
03 Ağustos 2017
Ortak Amaç mı? Ortada Zaten…
01 Ağustos 2017
Sarsıntı Berdevam…
31 Temmuz 2017
Niyet ve Netice…
25 Temmuz 2017
Parçadan Bütüne!
23 Temmuz 2017
Yok, artık daha neler demeyin! Var, artık daha neler var…
21 Temmuz 2017
Başarı Efsaneleri!Bağlantı
16 Temmuz 2017
“Eyyy Batı’nın” Gözüyle Sezar’ın Hakkı Sezar’a, Yiğidin Hakkı Yiğide…
13 Temmuz 2017
Hem Ezberleri, Hem SinirleriBağlantı Bozan Yürüyüş!
10 Temmuz 2017
Gel de özleme! Gel de değinme! Gel de alkışlama…Bağlantı
06 Temmuz 2017
Gönül Köprüleri…
01 Temmuz 2017
İnsan Odaklı Olmak…
28 Haziran 2017
Zemine ve Zamana Mercek Tutmak!
26 Haziran 2017
Madem Uçuşa Geçtik! Pilot Okullar Şart…
21 Haziran 2017
Bu Batı Bizi Çekemiyor! Bu Kadar Basit…
19 Haziran 2017
Uzun İnce Bir Yolun Verdiği Umut…
15 Haziran 2017
Pahalı Tecrübeler…
13 Haziran 2017
Ülkemizde En Zor Bulunan Şeyler Listesi…
09 Haziran 2017
“BİR DE BİZDEN DİNLEYİN”!
07 Haziran 2017
Lamı cimi yok bu işin! Öğreneceğiz…
01 Haziran 2017
Maddi ve Manevi Erozyon!
30 Mayıs 2017
Niyet Okumak mı?
27 Mayıs 2017
Gündem Harika!
25 Mayıs 2017
Yokluk ve Yoksulluk Nerelere Varmış Akıl Alır Gibi Değil…
23 Mayıs 2017
Özgün ve ÖBağlantızgür Türkiye…
22 Mayıs 2017
Elimizden giden gidene…
17 Mayıs 2017
Zorluk Ve Kolaylık Bir Arada…
12 Mayıs 2017
Kuklaların Dünyası! NEŞE DOSTER Tarihsel bagajını, diplomatik derinliğini, kordiplomatik düzeyini dünyanın kabul ettiği,
08 Mayıs 2017
Hedef mi? Işıl ışıl ve Aydınlık Bir TÜRKİYE…
05 Mayıs 2017
Kıldan incBağlantıe kılıçtan keskince…
04 Mayıs 2017
“Kim kime dum duma!”
03 Mayıs 2017
Hocalar ve Akıl Hocaları!
02 Mayıs 2017
Önemli Olan Kaf Dağı’nın Ardı mıdır?
27 Nisan 2017
Gölge Düşer mi? Yok Canım Niye Düşsün! Batı Bu…
25 Nisan 2017
Evet mi? Tercih mi?Bunu Güven* Bilir!
22 Nisan 2017
Baba Sahne’ye Geç kalmış Bir Selam da Benden Olsun!
20 Nisan 2017
İşin Öncesi ve Sonrası…
18 Nisan 2017
Önce Özetler!
17 Nisan 2017
Dünyaya ve İnsana Dair…
14 Nisan 2017
Aldatmak ve Aldanmak!
09 Nisan 2017
Öğrenilmiş Çaresizlik…
07 Nisan 2017
Kusur mu? Ne kusuru…
03 Nisan 2017
Batı Ne Diyor? Biz Ne Diyoruz?
30 Mart 2017
Adamlar ve Adımlar…
23 Mart 2017
Siyasal Sahnemizde Yeni Bir Perde!
23 Mart 2017
Değerli Yalnızlıktan(!) Korkutan Yalnızlığa!
21 Mart 2017
Suya Sabuna Dokunmak…
16 Mart 2017
Türk’ün Ateşle İmtihanı…
13 Mart 2017
Politik Taktikler…
07 Mart 2017
Bizi Bu Parmak Sallamalar Mahvetti!
04 Mart 2017
İstikrar Adası Ülkemizin Bir Günü…
28 Şubat 2017
Hayat hesaba kitaba pek gelmiyor!
24 Şubat 2017
Bir 90 yıldır gidiyor!
21 Şubat 2017
Bu kez Hedef MSM… Barbarlar İş Başında!
19 Şubat 2017
Dünden Bugüne Suriye! (Şam’ın Suyu, Halep’in Yemekleri, Lazkiye’nin Denizi 2)
17 Şubat 2017
Dünden Bugüne Suriye! (Şam’ın Suyu, Halep’in Yemekleri, Lazkiye’nin Denizi(1)
15 Şubat 2017
Tarihle Randevu…
14 Şubat 2017
Oscar Wilde “Hayırlı Sabahlar” Diyormuş!
13 Şubat 2017
Prangalı Sistem!
10 Şubat 2017
Bu Yazı Bir Övünmedir…
10 Şubat 2017
Bu Yazı Bir Övünmedir…
09 Şubat 2017
Karınca Kararınca Faydamız Dokunsun!
06 Şubat 2017
Güven Duygusu mu O ne?
02 Şubat 2017
Önümüze Çekilen Setler…
02 Şubat 2017
O Ne Hızdı Öyle!
02 Şubat 2017
Sonrası? Sonrası Yoktur…
31 Ocak 2017
Vebali Ağırdır! Yapmayın…
25 Ocak 2017
Meclis mi? Ring mi?
22 Ocak 2017
Ne hakla ve ne hadle öyle mi?
19 Ocak 2017
Gündemdeki Sorular Değişmiyor…
18 Ocak 2017
Teşekkürler Kars ve Ardahan…
17 Ocak 2017
Ben Bilmem Büyüklerim Bilir!
16 Ocak 2017
Bilgi insana hem güven hem korku veriyor…
13 Ocak 2017
Gerçekleri Kabul Etmek ve Masaya Yatırmak…
13 Ocak 2017
“Memleketim kar altındadır”*
12 Ocak 2017
Sınav Sonuçlarını Açıklıyorum!
10 Ocak 2017
Şaşıracak hiçbir şey kalmadı!
09 Ocak 2017
Beyler! Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Ne Demiş?
04 Ocak 2017
 Mensubiyet, Mağduriyet, Meşruiyet!
04 Ocak 2017
Söylenen Söylenmiş, Anlatılan Anlaşılmıştır…
01 Ocak 2017
Peki, Bu Tohumları Kim Ekti? (1)
30 Aralık 2016
Mektup Diplomasisi…
29 Aralık 2016
Milli İrade Diye Diye…
26 Aralık 2016
Yaz Saatiyle Kışı Geçirmek…
26 Aralık 2016
Yaz Saatiyle Kışı Geçirmek…
23 Aralık 2016
Bugün Ne Yazacağımı Biliyorum…
22 Aralık 2016
Denge, Denetim, Fren…
19 Aralık 2016
Haklı Endişeler Bunlar…
17 Aralık 2016
İsmet Sezgin…
15 Aralık 2016
Şartlı Refleks…
08 Aralık 2016
Yüzleşme mi? Hesaplaşma mı?
07 Aralık 2016
Bu Bir Öfke, Keder, Hıçkırık Yazısıdır… (Bakana Göre Sıkıntı Olmasa da!)
04 Aralık 2016
Bugün 5 Aralık! Yani;
30 Kasım 2016
Tablo Ortadadır (1)
25 Kasım 2016
Çok şükür diye diye…
16 Kasım 2016
Zamanın Ruhuna Uyan Hayırlı Haberler!
14 Kasım 2016
Yanıtı Hep Açık Kalacak Sorular!
11 Kasım 2016
Hani Derler Ya Dile Kolay! Dile Bile Kolay Değil…
09 Kasım 2016
78…
07 Kasım 2016
Dünya Bizi Dışlıyor…
03 Kasım 2016
Bize Bir Sevinç Hediye Edin N’olur!
02 Kasım 2016
Olay Yerinden Bildiriyorum!
31 Ekim 2016
Suç, Güçle Aklanır mı?
28 Ekim 2016
CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.
26 Ekim 2016
İçimizdeki Kayıp Kuşak!
24 Ekim 2016
Pilot Bölgeler, Proje Okullar, Jet Eğitim, Işık Hızı Uygulama!
21 Ekim 2016
Şaşırma Eşiğini Aşalı Çok Oldu Ama!
19 Ekim 2016
Durmak Yok Yola Devam!
17 Ekim 2016
Cennet Vatandan Cehennem Alevi
13 Ekim 2016
Kıskanırlar Tabii!
12 Ekim 2016
Bugün Köşemin Konukları Var…
10 Ekim 2016
Faturanın En Büyüğü Kime Çıktı?
07 Ekim 2016
Hayallerim, Düşlerim, Beklentilerim…
05 Ekim 2016
“Güzel günler göreceğiz çocuklar” mı demişti şair?
05 Ekim 2016
“Güzel günler göreceğiz çocuklar” mı demişti şair?
03 Ekim 2016
Siyasal Aktörlerin Kültürel Körlüğü ve LOZAN!
30 Eylül 2016
Sorular Cevapsız, Tablo Karanlıksa!
28 Eylül 2016
Kısa Geceden Uzun Geçmişe…
25 Eylül 2016
Mırıldanma Yazısı…
23 Eylül 2016
Ok Yaydan Çıkınca Nerde Duracağı Belli Olmaz!
21 Eylül 2016
Sorunlu ve Sancılı Çalan Zil!
18 Eylül 2016
Tarık Akan’ın Anısına Saygıyla…
15 Eylül 2016
Ulaştırma Bakanına Açık Mektup…
14 Eylül 2016
Çok mu Zor?
Haber Yazılımı istanbul escort bayan escort