16719,38%0,13
43,51% 0,09
51,39% -0,06
6921,37% 0,19
12008,15% 1,87
Tarihte birçok ilkleri yaşamışlığı, farklı inançları, kimlikleri, kültürleri barış ve dostlukla bir arada yaşatmışlığı, çağları aşan geçmişi ile bize çok şey anlatan, şimdilerde yaralı ve yaslı kent Hatay.
Altı Şubat 2023 deki Türkiye’nin büyük felaketinin etkilediği on ilden biri Hatay, En fazla can, mal ve kültürel/ tarihsel miras kaybının yaşandığı ilimiz…
İnsanı meraklandıran, insanda “ah keşke bir gün görebilsem” duygusunu uyandıran kentler vardır, Hatay birçok insan için böyle bir kent oldu hep, sanırım Dünya’da en fazla merak edilen kentlerden biri .
Depremden Birkaç yıl önce Hatay’ı bize gezdiren Hatay’lı kadın, demişti ki : “ Hatay’da çok farklı etnik, dini ve kültürel guruplar var, biz hepimiz dini bayramlarımızı, yasımızı, kültürel ritüellerimizi birlikte yaşarız…” Çok etkilenmiştim.
Hatay bin bir renkli, bin bir motifli, on binlerce yıllık kadim kültürlerin, kimliklerin, yaşanmışlıkların izini taşıyan, el emeği göz nuruyla dokunmuş göz kamaştıran Anadolu kilimi gibi.
Sırtını Habib-i Neccar dağına yaslamış Hatay’daki Habib-i Neccar Camii; Camii 7. Yüzyılda Roma dönemine ait bir Pagan tapınağı üzerine inşa edilmiş, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarındaki ilk camii. Camii ile ortak avlusu olan birde kilise var, avluya girdiğinizde solunuzda camii, sağınızda kilise, ikisi de bugün ibadete açık, çan sesi de var ezan sesi de. Ayrıca Habib-i Neccar’ın da uzun bir hikayesi var…
Sonra, Hristiyanlığın İlk mağara kilisesi olarak bilinen, Hristiyanlığın yasak olduğu dönemde, MS 29-40 tarihleri arasında mağaradan oyulmuş Saint Pierra Kilisesi. Rivayete göre İsa’nın 12 havarisinden biri olan Saint Pİerra MS 29-40 tarihleri arasında bu mağarada Hristiyanlığı yaymak için dini toplantılar yapıyor, cemaata yönelik ilk “Hristiyan” kelimesini Saint Pierra bu mağarada telaffuz ediyor.
Antakya Arkeoloji müzesi, antik döneme ait eserlerin sergilendiği, Dünya’nın en büyük mozaik sergileme alanına sahip.
Altında Dünya’nın ikinci en büyük (en büyüğü British Museim’de) tek parça mozeiği ve antik dönemden kalma agoralar, yaşama alanları olan Müze otel. Otelin katları kolonlar epey yükseldikten sonra başlıyor, mozaik alanı ve diğer arkeolojik kalıntılar izlenebiliyor. Fakat eşsiz tarihsel ve arkeolojik değeri olan böyle bir tarihsel miras üzerine otel yapılmasına izin verilmesi şaşırtıcı.
Ayrıca Hatay, tarihte ilk ışıklı caddesi olan kent.
Bunlar Hatay’ın sahip olduğu değerlerin çok azı…
Hatay bin yılları aşan geçmişi ile farklı dinleri, kimlikler, medeniyetleri, imparatorlukları koynunda yaşatmış bir kadim kent. Ayrıca Hatay’ın bu özelliği zengin mutfağına da yansımış.
Bir de Hatay’ın canı, Hatay’a can veren Asi nehri var Hatay’ın. Belki de Hatay tarihsel ihtişamını birazda Asi’ye borçlu.
Nehirlerin içlerinden geçtikleri kentleri güzelleştirdiklerini, anlam ve mimari zenginlikler kattığını düşünürüm. Hatta kentler tanımlanacaksa, evvele içinden nehir geçen ve geçmeyen kentler olarak tanımlanabilir belki de. Benim güzel ve yoksul memleketim Ardahan’ın içinden de Kura nehri geçiyor.
Belleğimizde görkemli ve zengin tarihse mirasa sahip kentler olarak iz bırakmış; Paris’in içinden Sen, Roma’nın içinden Tiber, Petersburg’un içinden Neva, Moskova’nin içinden Moskova(Moskova adını içinden geçen nehirden almış) , Budapeşte’nin içinden Tuna ( Tuna nehri Budapeşte’yi Buda ve Peşte olmak üzere iki yakaya ayırır), Kahire’nin içinden Nil nehirleri geçer, örnekler çoğaltılabilir…
Bu kentlerin içinden geçen nehirlerin üzerine yapılan köprüler de kentlere sanatsal ve mimari zenginlik kazandırma duyarlılığı ile yapılmış, her birinin ayrı hikayesi, Farklı mimari, sanatsal ve tarihsel değeri olan eserlerdir.

Fakat Asi nehri üzerindeki köprü tam bir düş kırıklığı; hiç bir sanatsal, mimari ve tarihsel duyarlılık gözetilmeden üzerinden araçlar ve insanlar geçsin diye özensizce yapılmış alelada bir köprü. Asi nehrinin tarihsel görkemine, tanıklık ettiği kadim uygarlıklara uygun bir köprü yapmak hale kimsenin aklına gelmiyor…
İki yıl sonra, 6 Şubat’daki depremde; Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık Emekçileri Sendika’sının, sağlık hizmeti sunmak için oluşturduğu ekiple Hatay’a tekrar gittiğimde Hatay’ı tanıyamadım.
Hatay’ın her yerinde büyük bir yıkım… Yer yer bina yıkıntıları sokak ve caddeleri tamamen kapatmıştı. Yıkımla birlikte yas havası, ıssızlık çaresizlik dikkat çekiciydi. Kadim kent başına gelenin şokunu yaşıyor, yasını tutuyor gibiydi.
Tarihte birçok ilklere tanıklık etmiş, binlerce yıllık geçmişten bugüne farklı etnik ve dini toplumsal gurupları, barış, dostluk ve dayanışmayla koynunda bir arada yaşatmış/yaşatıyor olmanın kadim bilgeliği ile geçmişine ve bugününe ağlıyordu sanki Hatay. Şimdi Asi Nehri farklı akıyordu, Asi Hatay’ın gözyaşı olmuştu sanki.
O günlerde, Hatay’da, dünya bu kenti en kısa zamanda el birliği ile eski haline getirir, bunu yaparsa kendi binlerce yıllık geçmişine sahip çıkmış olur diye düşünmüştüm, çünkü Hatay aynı zamanda insanlığın kadim geçmişi idi. Fakat dünya kılını kıpırdatmadı bile, benimkisi biraz naiflikmiş.
Bu yazıyı, Hatay’da depremde, Defne’deki Dostluk parkında kurduğumuz kampımızda, gece büyük bir odun sabamızın çevresinde ısınmaya çalışırken ifade etmeye çalıştığım duygu durumuyla bitiriyorum.
”Yaran derin, yasın büyük Hatay. Türkiye’nin her yerinden, Dünya’nın birçok yerinden insan burada seninleyiz, yaranı iyileştirmek, yasını tutmak için, senden öğrendiklerimizle seni iyileştireceğiz, seninle bizde iyileşeceğiz. Sen yine çağları aşan bilgeliğinle bize anlatmaya ve öğretmeye devam edeceksin biriktirdiklerini. Ve belki de, dayanışmanın, dostluğun ve toplumsal barışın “merkez üssü” olacaksın, ve bu, dalga dalga bütün Türkiye’ye yayılacak, o vakit Türkiye başka bir Türkiye olacak…”
Şubat 2026 / Dr. Volkan SİNAN