Emperyalizmin iki yüz yılı aşkın bir süredir kutsal dinimizi istismar ederek, cemaatler, tarikatlar ve “Siyasal İslamcı” yola giren ortaklar aracılığıyla yürüttüğü politikaların somut sonuçları, bir yandan kadın ve çocuk düşmanı İran’daki Mollalardır, Afganistan’daki Talibanlardır; önce terörist kılığında beslediği, başına milyon dolar ödül koyup arıyor göründüğü, sonra kravat taktırıp başkan ilan ettiği, ABD televizyonlarında CİA Başkanı ve Trump ile şakalaştırdığı, İsrail’in Golan tepelerini işgaline karşı gıkını bile çıkarmamış “Golani Şaralar”dır!
ABD’nin hedefi dünyanın enerji kaynakları İslam coğrafyalarındaki yeraltı gaz ve maden yataklarıdır. Bu doğrultuda onlarca yıldır Arap Yarımadası ve Orta Doğu’da elliye yakın bölgede üs kurdu, petrol zengini, Orta Çağ kafalı onur ve şeref yoksunu emirleri de yedeğine aldı; kendisine karşı duracak herkesi susta durdurmak için gereğinde kan dökeceğini de açıkça gösterdi. Bugün yaşanan savaş, yıllarca sürmüş çok ince hesaplarla kurulmuş düşmanlıklar ve ideolojik / dinci örgütlenmeler ile gerçekleştirildi.
Ramazanı da Bayram’ı da haram ettiler, zehir zıkkım ettiler İslam halklarına…
İslam üzerine oynanan oyunların kuruluş felsefe ve işleyiş biçimlerini en önce Filistin doğumlu Hıristiyan, ABD’nin en ünlü üniversitelerinde dersler vermiş Edward Said, “Şarkiyatçılık” yapıtı ile ortaya koymuştu. Namuslu bir bilim insanı olan Edward Said, “Kültür ve Emperyalizm” benzeri onlarca yapıt vermiş, Filistin İntifadası’na da sembolik bir taş atımı ile katılmıştı.
Edward Said’in “Şarkiyatçılık” açılışında Mısır’ı işgal eden Napolyon’un 2 Temmuz 1798 günü Mısır’ı işgal için çıktığı İskenderiye’de toplattırdığı Mısırlılar’a söylediği “nous sommes les vrais Musulmans” (biz gerçek Müslümanlarız) yalanı vardı. Napolyon, yerine bıraktığı Kleber’e, Mısır’ı kolay yönetmek istiyorsa Mısırlı din adamları ve Batı yanlısı liberal aydınlarla birlikte olması gerektiğini söylemişti.
20. Yüzyıl başı Türkiye’sinde İngiliz emperyalizmi saldırgan ve işgalci bir güç olarak öne çıkmıştır. Padişah Vahdettin, Şeyhülislam ve Dâhiliye Vekili Ali Kemal’in de üye oldukları İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşı’nı bastırmak için uçaklardan halkı Kuvayı Milliye’ye karşı kışkırtan bildiriler attırmış, İngiliz İstihbarat Binbaşısı Rahip Frew, takma sakal ve sarık takıp, cüppe giyip, yanında Devlet Şurası üyesi Molla Sait, Anadolu’yu dolaşıp “din elden gidiyor” diyerek halkı Mustafa Kemal Paşa ve Kuvayı Milliye’ye karşı isyana çağırmıştı.
20. yüzyıl ikinci yarısından sonra İslam coğrafyasında ABD emperyalizmi ipleri ele geçirdi. Erzurum’da ABD gizli servisleri ile bağlantılı “Komünizmle Mücadele Derneği” kurucusu emekli vaiz Fethullah Gülen’in sonradan büyük bir güce ulaşacak cemaat yapısı ile 2016 yılında girişeceği “15 Temmuz Darbesi” halen taptaze anılardadır. Fethullah Gülen ölene kadar ABD’de, 500 dönümlük bir çiftlikte koruma altında yaşadı. AKP’nin iktidar olmasında, yasama, yargı ve yürütme erklerinin tek kişinin eline toplanmasını sağlayan 12 Eylül 2010 Referandumu’nun kazanılmasında büyük katkıları olan FETÖ’nün, darbe girişiminden sonra iktidar dışına atılma çabaları, diğer cemaatların, yargı ve devlet içinde kadrolaşması ile bütünlüğe ulaşmıştır.
ABD emperyalizmi ve onun acımasız tetikçisi İsrail’in Orta Doğu’da nasıl bir değişime yol açmış olduklarını gösterebilmek için, kendisi de Ürdün asıllı bin Hıristiyan olan ama ABD emperyalizmi karşısında Said ölçüsünde namuslu bir aydın tavrı gösteremeyen Amin Maalouf”tan bir alıntı yapmakta yarar var. “Hartum Üniversitesi’nde, Musul’un bahçelerinde veya Halep kahvelerinde Gramsci’nin kitaplarıyla; Berthold Brecht piyesleriyle, Nazım Hikmet veya Paul Elaurd şiirleriyle, devrimci şarkılarıyla yaşayan, Vietnam Savaşı’na, Lumumba’nın öldürülmesine Mandela’nın hapse atılmasına karşı gösteriler yapan öğrenciler, onların arasında Afgan ve Yemenli kızların ışıldayan gülümsemeleri…” (Uygarlıkların Batışı, s 64) Yetmişli yılların o Orta Doğusu, bugünkü kan, yıkım, bomba ve tekbir seslerinin doldurduğu başka bir coğrafyaya evrilmiştir.
Bugün de bizim ülkemizin birçok bölgesinde tekbir getirerek kapalı Mescit-i Aksa için gösteri yapan, hangi cemaat ve tarikatla ilgileri olduğunu bilmediğim genç insanlara diyorum ki, artık anlayın başımıza gelenlerin gerçek nedenlerini! Şu ülkede azıcık başımız dik gezebiliyorsak, azıcık özgür nefes alabiliyorsak, bunu bize sağlayan “Laik Türkiye Cumhuriyeti”dir. Dinimizin de özgürlüğümüzün de teminatı laikliktir. Din üzerinden verilen kavgalarla, İslam dünyası elli yıldır bir batakta sürükleniyor. Herkesin inancı kendine olsun… Kutsal dinimizi kullanan, ABD emperyalizmi ile ilintili cemaatlerden, tarikatlardan, onları STK sayarak eğitimimize de o tür örgütlerin batağına sürüklemek isteyen politikacılardan uzak duralım.
Yetsin artık çektiğimiz sıkıntılar… Bu topraklardan emperyalistler ile yerli işbirlikçilerini, acımasız saldırganlıklara karşı “tarafsız” pozlar vermeye çalışan ama ABD’yi “Büyük Müttefik” sayan siyasi liderleri politika sahnesinden silip süpürelim.
Onları bu topraklardan temizlemeden, ne Ramazanımız ağız tadıyla yaşanabilir, ne de Bayramımız gönül huzuru ile kutlanabilir.
Gününüz aydın, bayramınız kutlu olsun değerli dostlar…
20 Mart 2026, Alper Akçam





