Hala padişahlık rüyaları görenlere, emperyalistlerle işbirliği yapmış Saltanat ve Hilafet makamlarına övgüler düzenlere, Cumhuriyet’i şu veya bu nedenle karalayıp gözden düşürmeye çalışanlara verilecek en büyük ders, en büyük ibret, tarihimizdeki sağlık hikâyemizde bulunuyor. Bilmeyenler okusun, bilenlere anlatsın. Hâlâ itiraz edecek olanlara, kendi bildiğinden şaşmayanlara diyebilecek tek söz: “Allah ıslah etsin!” olabilir.
Yazdığım yaşam öykülerinde, kimi edebiyat metinlerinde Nenem Seyhat’ı anlatırken “On bir doğum yapıp altısını yaşatabilmiş” çileli bir anadan söz ederim. Nenem Seyhat gibi çok sevdiğim onun kızı, büyük bibim Sultan ise on üç doğum yapıp yedisini yaşatabilmiştir. Kaba bir hesapla, dönemin kırsal alanında bebek ölüm oranları %50’ye yakındır. Resmi rakamlar o yıllar için ülke çapında bebek ölüm oranını %30 olarak açıklıyor.
Payitahtta birileri cariyeler ve devşirmelerle gününü gün ederken Anadolu ve Urumeli halkı yoksullukla, hastalıklarla, ölümle cebelleşmektedir. Bebek ölüm oranları üzerine verem, sıtma, trahom kol gezmekte, yetişkinleri de bulamayacakları kefene muhtaç durumda yakalamaktadır.
Sağlık personeli açısından da durum hiç parlak değildir.
Köy Enstitüleri’nde “Köye yararlı diğer sağlık erbabı yetiştirme” amacı doğrultusunda Sağlık Bakanlığı ile yapılan bir anlaşma sonucu 9 Temmuz 1943 tarihinde çıkarılan bir yasa ile Köy Enstitüleri’nde yetiştirilecek sağlık memurlarına taşrada sağlık hizmeti verebilme yetkisi tanımlandıktan sonra, üç yıllık temel eğitimi izleyerek iki yıllık sağlık alanı uygulamalı eğitimin arkasından alana çıkan, atıyla köy köy gezen, aşılar yapan, bataklık kurutan sağlık memurları, halkın içinde bocaladığı sağlık sorunları için birer melek gibi ortaya çıkacaklardır. 1599 sağlık memurunun yetiştiği bu Köy Sağlık Kolu, 1949 yılında kapatılmıştır. 1946’daki Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un görevden alınmalarından sonra gelişen bu süreçte sağlık kollarının kapatılmasını açıklayacak bir neden, somut bir belge bulmak mümkün olmamıştır.
1940’ların ilk yarısında binde 300’lere ulaşan ve Cumhuriyet tarihinin tepe değerine ulaşan bebek ölüm hızı ancak 1945-1950 yılları arasında kırılabilmiş ve hızla düşme eğilimine girebilmiştir. Bu tarihi gerçeklik, aynı zamanda çok önemli toplumsal bir aynadır. Cumhuriyet dönemi sağlık verilerinden tarihsel süreci göstermede en çarpıcı olanlarından birisi de sıtma epidemiyoloji verisidir. Sıtmalı sayısının bıçakla kesilmiş gibi azaldığı yıllar 1947-1955 yılları arasıdır.
Trahom ve verem hastalığıyla ilgili rakamlar da paralel gitmektedir.
Bu tarihimizin gösterdiği en somut gerçekliğimiz, kuruluş ve kapatılışları arasında 10 yıl bile olamayan Köy Enstitüleri ve Köy Enstitüleri Sağlık Kolu uygulamasının 1945-1950 yılları döneminde ülkemiz sağlık sistemine özgün ve belirleyici katkısıdır. Köy Enstitülerinin ülkemiz sağlık hizmetlerine katkısı sadece köy sağlık memuru kolu uygulaması ile olmamıştır. Diğer taraftan, bütünleşik ve tamamlayıcı bir şekilde Köy Enstitülü öğretmenler aracılığı ile köyün sağlıkla ilgili yaşamı derinden etkilenmiştir. Bu etkilerin kaynağı Köy Enstitülerinin temelini oluşturan “eğitim” anlayışıdır. Sağlık eğitimi esas olarak bir halk eğitimi konusu olmakla beraber okul içinde başlaması gerektiğinden kısmen de örgün eğitimdir. Köy Enstitülerindeki sağlık eğitiminin amacı sağlıklı yaşam için kişilerin sağlıklarını korunması, tedavi olanaklarından yararlanması ve olumlu bir çevre yaratmalarının sağlanmasıdır.
Geçen yıl Antalya’dan gelerek, annesini defnettiğinin ertesi günü 20. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri’ne çok önemli bir bildiri ile katılan dostum, Vakfımız üyesi Prof. Dr. Hilmi Uysal öncülüğünde, Prof. Dr. Mualla Aksu ve Pakize Türkoğlu (yattığı toprak incitmesin) toparlanıp Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği tarafından basılan SAĞLIK EKSENİNDE KÖY ENSTİTÜLERİ adlı kitap için emeği geçenlere ne kadar teşekkür etsek azdır.
Bu tarihte, bezirgân yönetimlerin, emperyalizme hizmet edenlerin, aracılıktan beslenenlerin kapattığı aşı üreten kurumlarımızın, 1961 Anayasası’nın getirdiği Sosyalizasyon uygulamalarının da büyük yeri vardır mutlaka…
22 Ocak 2026 Perşembe günü, Saat 18.30’da, Ankara Tabip Odası’nda Cumhuriyet sağlık tarihini ve günümüz uygulamalarını konuşacağız.
Ömrü boyunca önce devrimci gençliği, sonra hekimliği ve kültür insanlığı ile halkının yanında yer almış bir yurttaş olarak deneyimlerimi, birikimlerimi paylaşacağım.
Gününüz aydın olsun…
21 Ocak 2026, Alper Akçam



