Yaşadığımız çağ ve içinde bulunduğumuz toplum zaman zaman hep üstümüze üstümüze geliyor, bizi boğuyor gibi olur. Örgütlü bir kötülüğün büyüyerek dal budak saldığını, bir avuç azınlığın toplum çoğunluğuna hayatı zehir etmeye çalıştığı bir dönemde, aramızdan çıkan kimi çıkarcıların, fırsatçıların da onlara katılarak etrafımızı sardıkları kanısına kapılırız. İşte tam da böyle günlerde, birileri de çıkar, mertçe, yiğitçe, lafı hiç eveleyip gevelemeden insanı gelecek güzel günler için örgütlü kötülüğe karşı direnmeye, el ele vermeye çağırır…
Selam olsun bu iyi insanlara; selam olsun güzel atlara binip gidenlerden ve insanlık bayrağını yere düşürmeyenlerden bugünlere kalanlara, yalnız kendisi için değil, toplumcu duygu ve düşüncelerle yaşayanlara…
76. Berlin Film Festivali’nde en büyük iki ödülü iki Türk filmi aldı. İlker Çatak “Altın Ayı”, Emin Alper “Gümüş Ayı” ödülleri kazanarak bütün dünyanın gözü önünde Alman Cumhurbaşkanı tarafından kutlanmayı hak ettiler. Selam olsun bu iki güzel insana… Aramızdan bazılarının Almanya’da hilebazlıkla bilindiği, bozuk para ile çalışan makinelerde her türlü yolsuzluğu başarmakla ünlendiği, birilerinin emperyalist gizli servislerin beslediği terör örgütlerinde kafa kesen, kan döken görüntüler verdiği, ülkemizin çok uzaklardan kurulan oyunlarla Orta Çağ ve Orta Doğu bataklığına sürüklenmeye çalışıldığı bir zaman diliminde kazanılan bu başarı ve özellikle ödül töreni sırasında yapılan konuşmalar her türlü övgünün çok çok üstündedir.
Hem selam olsun, hem helal olsun bu güzel insanlara… Ne yazık ki, basın ve yayın organlarından birçoğunun ülkemizde bir yandan sahte bir pembe tablo, mutluluk ve başarı sahnesi kurarak halkı birçok haksızlık ve yanlış karşısında gözü bağlı tutmaya çalıştığı bu zaman döneminde bu başarının üstünde de çok fazla durulmadı… Onlar yine de erdemli olmayı, gerçek yüceliği bilenlerin gönlünde taht kurdular, gelecek güzel günlere olan inancımızı çoğalttılar; güç kattılar, yaşam sevincimizi çoğalttılar.
Kapitalizmin bedenlerimizin kutsallığını ortadan kaldırıp bizi birer emek aracı durumuna getirmesine (Octavio Paz, Çamurdan Doğanlar), Şarkiyatçı politikalarla, inanç istismarlarıyla sorgulayan aklımızı elimizden almaya kalkışmasına karşı çok önemli bir işaret fişeği oldu bu iki güzel insan. Emin Alper’in konuşması “Yalnız değilsiniz” teması üzerine kuruluydu. Gazze’deki Filistinliler’den, İran’da Mollalar Rejimi’nin özgürce yaşamak istedikleri için kanlarını döktüğü kadınlara, insanlara, emperyalist politikalar ve sözlerle bir karmaşanın içine atılmış Kürtlere, bir yandan Anayasa çalışmaları içinde görülürken bir yandan Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını dinlemeyen bir yönetim ve yargı anlayışının yıllardır içeride tuttuğu Çiğdem Mater’den Selahattin Demirtaş’a, tutuklu belediye başkanlarına, birçok adaletsizlik kurbanına ses verdi…
“Biz de yalnız değiliz!” diyerek tamamladığı, ayakta alkışlanan bir konuşma yaptı.
Onlarla yurttaş olmaktan, aynı bayrak altında yaşamaktan büyük onur duydum…
Sanırım on yıla yaklaştı, internet ortamında paylaştığım kimi yazı ve duyuruları çevremdeki dostlarımın telefonlarına doğrudan yollayabilmek için “Yalnız Değiliz” başlıklı gruplar kurdum. Yıllardır bu gruplardaki arkadaşlarıma, yol arkadaşlarıma bir şeyler gönderiyorum. Kimi günler acaba bu iletişim ağına çok fazla yüklenip duyarlı kimseleri bir tür taciz altında mı bırakıyorum sorusu bile gelir aklıma.
Sonrasında bazı televizyon kanalları da benzer adlarla izleyici grupları kurdular. Kendimi oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi duyumsadığım oldu.
Emin Alper’in konuşmasını dinledikten sonra doğru kavramlardan yola çıkıp, doğru şeyler yapmaya çalıştığım bir kez daha kanıtlanmış olduğu için kendimi kutladım.
İlker Çatak ve Emin Alper’e gönüller dolusu teşekkürler…
Selam olsun yalnız olmadığımızı söyleyenlere; iyiliğin, güzelliğin, adaletin bayrağını yere düşürmeyenlere; selam olsun gelecek güzel günler için umut ve güç verenlere…
Gününüz aydın olsun…
24 Şubat 2026, Alper Akçam



