Kanımca insana en çok yakışanı da Homo Ludens olmalı. Hollandalı tarihçi Huizinga’ya katılıyorum… Huizinga, kültürün kaynağı, oyun ve oyunculuktur der.
Tiyatro sanatıyla, insan, hayatı başkasının gözünden görebilme, yeniden ve özgürce kurabilme, hoşgörü ve empati gücü kazanır. Tiyatro’ya, “başkası olarak yaşayabilme sanatı” da diyebiliriz.
İnsanlık kültürü ve oyun, baş başa yürüdü tarih boyunca. Doğa koşullarıyla insan yetileri bir araya gelince, insanlık birbirini adımlayan, birbiriyle yarışan yenilikler yarattı, hayatı değiştirip dönüştürdü.
Bugün Gaziantep yöresinde çokça bilinen bir oyun olan Mangala’nın 60 ülkede birden oynanıyor oluşunun temelinde insan kültüründe birden fazla yerde benzer davranış biçimlerinin doğmuş olması yatar.
Kralın ya da padişahın attan indirilerek bir delinin kral ilan edilmesi, bir din adamının eşeğe hem de tersten bindirilmesi (bizde Nasreddin Hoca, Hıristiyan kültüründe Eşek Bayramı’nda İsa ve Meryem Ana) daha sonra onun da attan indirilmesi bu oyunların önemli alt başlıklarından biriydi. Ortaçağ karanlığı boyunca dini söylemi kullanarak insanları baskı altında tutan kilise ve krallıklara, müstebit imparatorluklara karşı dünya halkları oyunculukla, gülmece ile direndi.
Uluslararası üniversitelerarası kültür ilişkilerinden adını bildiğimiz Erasmus’un Deliliğe Övgü adlı tek yapıtı Batı Rönesansı’nın temel yapıtlarından sayılır ve halk şenlikçi kültürünün temel öğelerinden olan delilik ve gülmeceye vurgu
yapar. Bu güç, halk şenliklerinden tiyatroya aktarılırken epeyce sınırlandırılmış olur.
Kimi zaman da hiç farkına varmadan başkalarının oynamamızı istediği bir oyunun oyuncuları oluruz…
Bugün Orta Doğu’da insan can pazarında. Petrol ve yeraltı kaynakları için kurulmuş tuzaklara başka kılıflar geçiriliyor, insanlık kan yitiriyor, can yitiriyor. Patronlar bebek eti yiyip çocuk kanı içerken, küçücük kızlara tecavüz ederken, halklar birbirine bomba atıyor, kurşun sıkıyor.
Yaşananlardan da ders çıkaramıyoruz ne yazık ki. Amin Maalouf, yetmişli yılların Lübnan’ını anlatıp bugünle karşılaştırırken yaşadığı çöküşü bize aktarır. Kendi bakış açısında da önemli eksiklikler vardır ama, onun anılarından kalanlarla bugün yaşananlar karşılaştırıldığında çok acı gerçekler çıkar karşımıza. “Hartum Üniversitesi’nde, Musul’un bahçelerinde veya Halep kahvelerinde Gramsci’nin kitaplarıyla; Berthold Brecht piyesleriyle, Nazım Hikmet veya Paul Elaurd şiirleriyle, devrimci şarkılarıyla yaşayan, Vietnam Savaşı’na, Lumumba’nın öldürülmesine Mandela’nın hapse atılmasına karşı gösteriler yapan öğrenciler, onların arasında Afgan ve Yemenli kızların ışıldayan gülümsemeleri…” (Uygarlıkların Batışı, s 64)
Bir de bugünün Orta Doğu’suna, Yakın Asya’sına bakalım.
Emperyalizm ve ortaklarının bilinçli bir biçimde, cemaat ve tarikat ağlarıyla insanı sorgusuz bir tapınca sürükleyen, dinlerin doğuş çağlarındaki devrimci niteliklerinin hiçbirini taşımayan inanç çatışmaları insanları kurşun askerler durumuna getirdi.
Ardahan’da, Dursun Akçam Kültürevi’nde 21 yıldır her kültür sanat gününde bir tiyatro oyunu sergilemeye çalışıyoruz. Yıl boyunca da tiyatro gösterilerine ev sahipliği yapıyor Dursun Akçam Kültürevi. Dursun Akçam ve Ümit Kaftancıoğlu’nun yapıtlarından hareketle, yerel gülmece öğelerini kullandığım skeçlerle de bugüne kadar tam on bir tiyatro oyunu yazmışım. Tümü de amatör oyuncular tarafından sahneye kondu.
Son oyun “Köyün Enisdosu” Perihan ve Dursun Akçam’ın yaşamlarından hareketle Köy Enstitüleri’ni anlatıyor. Tiyatro militanı, hayatını tiyatroya adamış Kımız Bozkır arkadaşımızın öncülük ettiği İnsanart Tiyatro Topluluğu geçtiğimiz yıl Köyün Enisdosu’nu iki kez Çankaya, iki kez de Mamak Belediyesi salonlarında sergiledi.
Ne yazık ki bugün tiyatroya değer vereceğine inandığımız belediyeler üzerinde yargı aracılığıyla inanılmaz bir baskı, denetim ve soruşturmalar uygulaması var.
Ne yaparlarsa yapsınlar, mağaralardan uzay çağına ulaşmış insanın yaratıcı aklını yok edemeyecekler. İnsan bir piyano tuşu değildir; gün gelecek şirketlerin, tekellerin, tröstlerin ve onların politika cambazlarının tezgâhladığı inanç örgütlerinin tetikçisi olmaktan kurtulacak, kendi bildiğini de oynayacak…
Bugün, tiyatrolar gününde, geleceğimiz için insanca oynayan, günün koşullarını iyi değerlendiren ve emperyalist oyunlara direnmeyi başaran yurttaşlar olmaya çalışalım, yeter.
Yaşasın tiyatro!
Gününüz aydın olsun değerli dostlar…
27 Mart 2026, Alper Akçam





