Bu coğrafyanın büyük bir parçası, son elli yıldır ABD emperyalizmi ve onun Orta Doğu’daki acımasız cinayet gücü İsrail tarafından kana bulandı…
Nevruz, baharı karşılayan halkların binlerce yıldır doğanın sunduğu bereketi farklı biçimlerde kutladığı, kucaklaştığı, umutlarını çoğalttığı, yaşama şükranlarını sunduğu mevsimsel bir ritüel, kozmik, kadim bir gelenektir. Nevruz’un bazı milletler tarafından bir “milli” bayram olarak ilan edilmesi insanoğlunun sınıfsal ve toplumsal gelişimi açısından doğal bir sonuç gibi olsa da, bayramın sahiplenilerek başkalarının da kutlamasının kınanmaya kalkışılması bağnazlıktır; onun anlamını ve doğuş gerçekliğini değiştiremez…

Nevruz gibi bayramlar, Hıdırellez, Paskalya gibi belli mevsimlere denk gelen şenlikler farklı kültürleri, inanışları bir araya getiren, tarih içinde tüm komşu kültürlerin ve halkların birlikte kutladığı dönemsel törelerdir. Hiçbir halkın, milletin ya da gücün bu tür etkinlikleri salt kendine ait bir gelenekmiş gibi sahiplenmesi çok da anlamlı değildir…
Halkbilimci Metin And, oyunlar, ritüeller, sözlü kültür alanındaki benzeşmelerin, kültürler arasında bir “benim-senin” çatışmasına dönüştürülmesine de karşı çıkar: “(...) burada, bir toplumun ötekinden alması söz konusu değil, iki veya daha çok toplumların, üzerinde yaşadıkları toprakların kaynaklığından yararlanmalarıdır. » (Metin And, Oyun Ve Bügü, s 109) Kavimlerin yer değiştirmesi, zorunlu ve istemli göçler böylesi bir tablonun doğuşunda önemli etken olduğu gibi, yaşanılan sosyal çevre, içinde bulunulan üretim ilişkileri de benzer bir kültürel yapının aynı anda farklı toplumlarda ortaya çıkmasına da yol açmaktadır. Burada, göstergenin toplumsal iletişimle olan iç içeliği, toplumsal iletişim biçimlerinin maddi yaşama olan bağlılığı belirleyici olmaktadır. “Modern antropolojideki araştırmalar göstermiştir ki, benzer sözlü edebiyat ürünlerinin ille de birbirinden alınmış olması gerekmez. Benzeyen iki fıkranın bir milletten ötekine geçmiş olması zorunlu değildir. Aynı sosyal ve ekonomik gelişme düzeyindeki toplumlar, birbirinden habersizce benzer folklor ürünleri yaratabilirler.” (İlhan Başgöz, Folklor Yazıları, s 41)
Bugün, Asya halkları, İranlılar, Kürtler, Türkler, Azeriler, Özbekler, Türkmenler, Tacikler ve diğerleri, emperyal oyunlarla birbirine düşman edilmiş, aralarına sokulmuş nifak politikaları, işbirlikçilerin provakasyonları ile ağız tadıyla birlikte bayram kutlayamaz duruma gelmiştir. Türk Romanında Karnaval adlı yapıtımda, ne yazık ki yoz Osmanlı sarayı tarafından görmezden gelinmiş, Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan sonra çok değerli araştırmalarla yeniden gün yüzüne çıkarılmış, genel kültüre katılmış bu çok değerli halk kültürü özelliklerimizi ayrıntılarıyla ele almaya çalıştım. Pertev Naili Boratav, Metin And, İlhan Başgöz gibi araştırmacıların yapıtlarından yararlandım. Köy Enstitüleri’nin halk kültürüne, geleneksel şenliklere verdiği önemle, Türkiye, kültürel bakımdan ne kadar zengin olduğunun farkına vardı.
Bugün, hâlâ yoz Osmanlı padişahlığının özlemini çekenler, cemaatler, tarikatlar aracılığıyla kültürümüzün üstüne Muaviyeci bir kara perde örtmeye çalışanlar, bir yandan da emperyalizmin özgün kültürleri yok etme, kendi işbirlikçisi inanç istismarcısı anlayışları her yerde egemen kılma oyununa gönüllü köleler olarak katılıyorlar. Bugün, ABD emperyalizmi tarafından Taliban’a teslim edilmiş Afganistan’da Nevruz diye bir kutlama kaldı mı bilmiyorum. Nevruz, kadının, çocuğun eşit insan haklarıyla var olduğu, herkesin en doğaçlama insan yetileriyle, özgür eğlenme gücüyle katıldığı, öyle kutlanması gereken bir büyük ve kadim gelenektir. Saçını açıyor diye kadını katleden İran’daki Mollalar, özünde Nevroz’u da katlettiler,
Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin halk kültürüne verdiği önem, eleştirel aklın eğitim ve öğretimde belli ölçüde yer alması ile, zaman zaman yapılan ırkçı baskılara karşın tüm kültürlerin kendisini öğrenme sürecine de ışık tuttu. Ülkemizde halk kültürü konusunda yapılan araştırmalar, bu kültürleri yaşatmak için verilen mücadeleler bizi daha da zengin, daha da donanımlı kıldı.
Ardahan’da 22 yıldır kapısını yaz kış açık tuttuğumuz Dursun Akçam Kültür Ve Sanat Vakfı, Kuzeydoğu Anadolu çok kültürlü, hoş görülü, birlikte yaşama sevinciyle dolu atmosferini çoğaltmaya, gelecek kuşaklara ulaştırmaya ve ölümsüz kılmaya çalışıyor. O bayrak hiç inmeyecek oradan…
Nevruz özgürlüktür, Nevruz berekettir, Nevruz şenliktir, Nevruz kardeşliktir!
İkiyüzlü tavırlarla, sahte nutuklarla Nevruz kutlamaya kalkanlar bizi yanıltamaz, yanıltmamalı.
Nevruz’u kutlayan tüm halklar bölgemizi kan gölüne döndürmüş emperyalizme karşı el ele, kol kola karşı durmalıdır.
Yaşasın Nevruz Bayramı! Kahrolsun Asya halklarının bayramını kana bulayanlar!
Gününüz aydın olsun…
22 Mart 2026, Alper Akçam